Karacaören Köyü Camisine verilen Osmanlı Beratı



Karacaören köyünden Cemalettin Olgun bey yapmış olduğu üstün çaba ve gayretleri ile bir tarihi vesikayı ortaya çıkarmış yeni nesillere rehber olacak bir çalışma yapmıştır.Tarih konusunda ilmi çalışma yapmak isteyenlere örnek olmuştur.Bu güzel belgeyi bilime kazandırdığı için kendisine teşekkür ederiz.
Karacaören Köyü Camisine verilen Osmanlı Beratı


 
 
     
      II ABDULHAMİT TARAFINDAN KARACAÖREN KÖYÜ CAMİSİNE VERİLEN
                          İMAMET BARATININ BULUNUŞ ÖYKÜSÜ

      Molla Kaya Rumi 1293 (1877) yılında Osmanlı Rus harbinde Erzurum Şenkaya' dan 29 aileden oluşan göçer gurubu ile kağnı arabalarıyla, çoluk çocuk, mal-davarıyla 20 günde Suşehri'ne gelerek Karacaviran denen yeri kendilerine yurt edinmişti. Karacaviran ismi daha sonra Karacaören olarak değiştirilmiştir. İlk kafilede 29 aileyle birlikte gelen 117 kişinin isimleri bu sitede "Karacaören Soy Ağacı" adlı yazımda verilmiştir.

      Bir şehir efsanesidir, hep anlatılır; köylüler Molla Kaya himayesinde yaptıkları  ahşap minareli ilk caminin beratını almak isterler. O zamanlar okumuş yazmış olan bu zatı görevlendirirler, Molla Kaya atına biner bir ayda İstanbul'a gelir, padişah 2. nci Abdülhamit'in makamına çıkar cami beratını alır ve köyüne geri döner. ( I )

 
 
 
                        

 
                          Karacaören Köyünün ilk ahşap minareli camisi

      Molla Kaya köyde törenlerle karşılanır, kurbanlar kesilir, padişahın tuğrası bulunan berat camiye asılır, bu andan itibaren kılınan namazlar mubah olmaya başlar.

      İmamet beratı 1921 yılına kadar camide muhafaza edilir. 1921 Mart ayı Karacaören için kâbus yılıdır. Yeni kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı ilk ayaklanma  Koçgiri isyanı İmranlı- Zara merkezli olarak bu yılda olmuştur. İsyanı çıkaran çetelerin köye baskın düzenleyecekleri haberi bir gün önceden yıllarca kardeşçe yaşadıkları İmranlı'nın Kürt kökenli alevi komşu köylülerinden bildirilir.
      Zaten isyanın çıkışından itibaren köylü diken üstündedir, komşu köylerden gelen bu haber üzerine ahali alelacele götürebilecekleri eşyalarını, hayvanlarını alarak Suşehri'nin ova köylerine inerler. Ertesi günü şafak sökerken sayıları yüzleri bulan çeteler köye baskın düzenler, köyde kimseyi bulamazlar, can kaybı olmaz ancak evlerin kapılarını kırarak eşyaları talan ederler. Bu yağmada maalesef köyün kültürel varlıkları olan çok eskilerden kalma halı, kilim, heybe, bakır kap vs. ne varsa götürülür.
       Baskını önceden bildirenlerin hangi köyden olduğu kesin blinmiyor. Karacaören'e komşu İmranlı Köyleri'nin bazıları; Borular, Culfalar, Delice, Maden, Jerolar'dır. Her kim haber verdiyse büyük bir katliamı ve insanlık suçunu önlemiştir.
     Koçgiri isyanı, Nurettin Paşa komutasındaki askerler ve Topal Osman çetelerince bastırılır. İsyanın bastırılmasında Topal Osman çetesine katılan  köyün deli fişek delikanlısı  Kopuk İsmail'inde büyük katkıları olmuştur.
     Köylüler evlerine geri dönerler, baskının yaraları sarılır, köy camisinde inceleme yapılır, camide maddi bir zarar olmamıştır  sadece beratının yerinde olmadığı görülür.
       Telaş başlar, berat kayboldu sanılır ancak beratı, İstanbullardan alıp getiren Molla Kaya'nın oğlu Molla Reşit baskında zarar görmesin diye camiden emanetle  birlikte muhafaza edilen yeşil sarığı, siyah cübbeyi, camiye ait evrakları ve diğer birkaç parça mushafı alarak evinde gizli bir yere saklar. 
     Molla Reşit (1864-1936) Beratın kendisinde olduğunu, herhangi bir zarar gelmediğini söyleyince büyük sevinç yaşanır. Bu tarihten itibaren emanetler kaybolmasın diye Kaya sülalesi tarafından muhafaza altına alınır.
      1939 yılında meydana gelen Erzincan depreminde köydeki binaların çoğu zarar görür, ağaç mertekli toprak damlı binalar yerle bir olur, 29 kişi hayatını kaybeder. Depremde Kaya sülalesinden de 2 yaşındaki Fikriye Kaya (Zabit- Gülender kızı) ve 41 yaşındaki Abit Kaya ( Reşit- Zelha oğlu) yıkılan evlerinin altında kalarak can verirler.
      Cami beratı o sıralar Zabit Kaya evindedir, depremde evi yıkılmış 2 yaşındaki kızı ve kardeşi ölmüştür. Yıkılan evin enkazından  berat ve diğer eşyalar  aranıp bulunur, çok iyi muhafaza edilmediği için kâğıdın kenarlarında deformeler, yırtıklar oluşmuşmuştur.   Cami beratı deprem badiresinden de kurtulmuştur.
      O yıllar köylü can ve mal derdindedir  Depremden sonra evler yeniden yapılır, yaralar sarılır, ölen hayvanların yerlerine yenileri alınır aradan yıllar geçer, sülalede nüfus çoğalır kardeşler arasında ayrılmalar başlar. Depremde yapılan evlerde eskir yeniden üzeri saclı evler yapılır. Berat unutulur, kimse göremez sadece Kaya sülalesinden Molla Zabit tarafından korunduğu bilinir.
 
 
 
 
 
               

                                                  Molla Zabit (1903-1980)

      Köyde yıllarca Muhtarlık yapan Mihrali Şimşek'e İskender Bektaş'a, İshak Polat'a, İsmet Coşkun'a ve köyün ileri gelen Bilge kişilerine, Satılmış Sezgin'e, Mehmet Kaya'ya, yaşlılara bizzat beratı görüp görmediklerini sorduğumda görmediklerini, nasıl bir nüsha olduğunu bilmediklerini sadece böyle bir beratın Kaya sülalesi tarafından muhafaza edildiğini  söylüyorlardı.
      Molla Zabit'in hayatta olan Hüseyin, Yaşar, Dursun ve Nami olmak üzere 4 erkek oğullarından en yaşlısı olan Hacı Hüseyin Kaya'ya beratla ilgili bildiklerini sorduğumda "babamgilde dedemden kalma berat ve kitaplar var ama nerede olduğunu bilmiyorum" derdi.
       Çocukları içerisinde okuyup yazmış olan dursun Kaya'ya 2009 yılında beratı sordum, yüzüme baktı gülümsedi. Yıllarca sakladığı bir hazineyi paylaşabilecek bir eda vardı hareketlerinde. "aradan çok yıllar geçti yeğenim, babam öldü, kardeşlerimizden ayrıldık, babamızdan kalan evler yıkıldı, eşyalar dağıldı, yalnız o telâşe içerisinde babamdan ve dedemden kalan yeşil başlıklı sarık, cübbe ve kâğıt parçaları falan dolu bir bohçayı aldım, evde bir yerlerdedir bir gün buyur gel bakalım " dediğinde bende kendisine gülümsedim, teşekkür ettim. 
      Karacaviran köyü camisine verilen tarihi beratı araştırıyordum ancak yolunda gitmeyen bir durum vardı. Halen ibadete açık olan yeni camide asılı bir berat vardı. Bu beratta; Camiyi yaptıranın Molla Kaya olduğu, ibadete açılış tarihinin 1875 olduğu, Suşehri Müftüsü Keramettin Demir'in 05.08.1992 tarihinde tasdiki ve mührü vardı.
      1875 yılında caminin ibadete açılması işleri karıştırıyordu. Bu tarihte ibadete açılan cami en azından inşaat süresi de dikkate alındığında 1874 senesi bulunur ki o yıllarda buraya göçle gelip yerleşen atalarımız Erzurum'da yaşıyorlardı, Osmanlı Rus savaşı başlamamıştı, savaş öncesi göç etkileri de yoktu. Büyük bir ihtimalle 1875 kaydında bir sorun vardı. Ya atalarımız bilinenin aksine 1877 değil 1874 lerde gelip burayı yurt edindiler ya da camide asılı bulunan berattaki tarih hatalıydı.
 
 
 
 
 
  

      Suşehri Müftlülüğünce  verilen berat (Yaptıran Molla Kaya, Yapılış tarihi 1875)

      Tasdik bölümüne Müftü Keramettin Demir ismi var. İlave edilen açıklamada "1975 yılından itibaren ibadete açık olan bu camii beratı, form standardizasyonu sebebiyle yenilenmiştir" ibaresi bulunmaktadır. Açıklamadan anlaşılacağı üzere beratta 2 farklı tarih mevcuttur. "Yapılış tarihi, ibadete açılış tarihi 1875 ve 1975 yılından itibaren ibadete açık olan bu camii..." şeklindedir. 1992 yılında verilen bu beratta 2 farklı tarihin zikredilmesi büyük bir olasılıkla daktilo hatasından kaynaklanmış olabilir. En iyisi beratı Suşehri Müftülüğüne sormamız gerekiyordu.

      Müftülüğü ziyaretimde görevlilere, verilen beratın belgesini gösterdim. Beratın veriliş şeklini, tarihlerini, hangi kaynaklardan bu tarihlerin tespit edildiğini sordum. Görevliler camilerin kayıtlı olduğu defteri çıkardılar, karacaören köyünün kaydının tutulduğu sayfada bu beratın 1992 yılında düzenlendiği, bu tarihten önce herhangi bir tarihi kaydının ve belgesinin olmadığını bildirdiler.
      Berat düzenlenirken tarihi bir belge olmadığından köyde ahaliden birinden bu bilgiler alınıp yazıldığını söylediler. Ayrıca arşivlerinde Osmanlı döneminden kalma herhangi bir beratın olmadığını da bildirdiler.
      Bu bilgiler ışığında halen camide asılı bulunan 1992 yılında düzenlenen bu camii beratındaki 1875 tarihinin  herhangi bir dayanağı yoktur. 
      2009 yılı Temmuz ayında köyde bulunuyoruz, günlerden Cuma, geleneksel olarak her yıl yapılan köy pikniği için çok kişi uzaklardan gelmişler yakınlarıyla hasret gideriyorlar, moraller düzgün. Topluca Cuma namazı kılındıktan sonra dışarı çıktığımda Dursun Kaya ile göz göze geldim, sanki beni arıyormuş gibiydi, yanında Dursun Ahmet Şahiner vardı, bana " hadi yeğenim bize buyur yemek yiyelim" dedi memnuniyetle kabul ettim, yanımda Mahmut Yalçın da vardı, Mahmut Yalçın dedim hadi Dursun Kayanın davetine icabet edelim, hem bir çayını içeriz hem de tarihi bir ana tanıklık edersin dedim.
      Birlikte köyün aşağı mahallesindeki evine gittik, eşi güzel bir sofra hazırlamıştı yemeğimizi yedikten sonra tarihi berat ile yüzleşmenin zamanı gelmişti, Dursun abi emanetleri getir bakalım dedim, Dursun Kaya heyecanlıydı, aslında o da beratı görmek istiyordu, yıllarca böyle şeyler söylenirdi ancak eline alıp da bir kere bakmamıştı.
      Hanımına seslendi " eskiden kalma bir bohça vardı nerelerde biliyormusun getir hele " dedi, hanımı "evin içerisinde öyle bir bohça falan yok, olsa olsa çatıda olur" dedi.
      İş yine başa düşmüştü, Dursun Kaya ile birlikte uzunca bir merdivenle çatıya çıktık, işe yaramaz ne kadar eşya varsa hepsi oradaydı, kenarda tahta bir bavul vardı onu işaret etti " bu bavulu görüyor musun yeğenim, bunu Antep'te askerlik yaparken dönüşte almıştım, nasıl taşıdım getirdim hayret" dedi.
       Eski bavulu karıştırdık berata benzer hiçbir şey yoktu, ümidim iyice kesildi tarihi ana şahit olamayacaktık derken kenarda kalınca mukavva bir kutu vardı onun içine baktığımda içerisi, İlk ve Orta Okul kitapları, eski mektuplar, kâğıt parçaları, gazete kâğıtları falan doluydu. Son umut bu kutuydu kucaklayıp tavan arasından aşağı indik, evin ortasına kutuyu döktüm.
       Hep beraber belgeyi arıyoruz, Dursun kaya ‘da dedesinden kalma yeşil sarığı ve cübbeyi arıyordu, ancak cübbe ve sarığa benzer bir şey yoktu. Kâğıtlar arasından Osmanlıca yazılı ilk belgeyi bulunca sevindim, küf ve toz kokuları gözlerimi yaşartmıştı okuyabildiğim kadarıyla bulduğum belge bir tarlaya ait tapu senediydi.
 
 
 
 
 

      Bulunan ilk belge, Osmanlı tarla tapusu. Bilgiler aşağıda verilmiştir.

      Ben tapuyu incelerken Dursun Ahmet elindeki yırtık dökük Osmanlıca yazılı kağıda bakıyordu, bana uzatarak "hele buna bir bak, bu neymiş" dedi belgeye ilk baktığımda berat olduğunu anladım, önceden örneklerine bakmıştım, bulunan parçalar çok benziyordu. Tapu senedini bıraktım bu belgeyi elime aldığımda kağıt sanki bana gülümsüyordu, yıllarca tutsak olan zindanlarda bekletilen mahkûm gibiydi. Yırtılmış dökülmüştü ancak yine de bir asalet vardı yazı renklerinde tüğrasında. 

      Belgeyi İstanbullardan at sırtında getiren Molla Kaya torunu Dursun Kaya'ya gösterdim, berat bu mu dedim, baktı, yüzünde güller açmadı, başını salladı "yok bu değil, berat başka bir şeydi dedi" Yıllarca atası dedesi, babası, kendisi saklamıştı fakat nasıl bir şey olduğunun farkında değildi. Muhtemelen aranan beratın bulunan bu parçaların odluğunu söylediğimde odada bulunan Mahmut Yalçın, Dursun Ahmet Şahiner ve Dursun Kaya' nın yüzlerinde tebessüm oluştu, ellerine aldılar, baktılar, 1921 yılından sonra beratı gören ilk köylüler bunlar oldu.

      Beratın ve tapu senetlerinin fotoğraflarını çektim, Dursun kaya'ya ve eşine teşekkür ettim. Yıllarca bu belgeyi kaybetmediler, emanete ihanet etmediler, yüz yıldır beratın hamiliğini yaptılar. Kendisinden ve Molla Kaya sülalesinden gelip emaneti koruyan atalarımızdan Allah razı olsun.
      Belgelerin örneklerini aldım, fotoğrafladım, asıllarını  yine Molla Kaya sülalesinden Dursun Kaya'ya teslim ettim. Okunup  doğruluğu kanıtlanana kadar belgeler yine aynı kaba konularak kaldırıldı.
      
                    Dursun Kaya (Molla Zabit oğlu)               Fotoğraf.. Mehmet Kaya

      Değerli okuyucular, yazının başında gördüğünüz belge II. nci Abdulhamid tarafından Karacaören Köyü Camiine verilen İmamet beratıdır. 1921 yılından sonra ilk kez yayınlanıyor, sizlerde bu belgeyi ilk görenlerdensiniz. Aşağıdaki belge ise  beratın diğer kısmıdır. (  II )

      Belgenin başından geçen serüveni yukarıda izah ettim, buna rağmen yinede yırtık dökük olsada aslının günümüze kadar muhafaza edilmesi büyük bir kazançtır.

      Örneklerini gördüğünüz beratı bulmakla işlem tamamlanmadı, belgenin okunması, Osmanlıdan Türkçeye çevrilmesi gerekiyordu. Bir vesile ile tanıştığım Tarih Öğretmeni, Yerel Tarih Araştırmacısı Sn Ömer Faruk Dinçel'e ve Osmanlı Tarihi Araştırmacısı Sn Hakan Özalp'e beratın ve tapu'nun örneklerini yolladım, okumalarını rica ettim. Okunabilen metni aşağıya yazıyorum.
 
 
 
 
 
 
 
                  BELGENİN 1 NCİ SÜPRİZİ, MEHMET GAZİ
 
 
 
 
 
 
 
BERATTA  Molla Kaya sülalesini ve tüm köyü şoke eden gerçekle karşılaşıyoruz, belg eye göre camiyi yaptıran Molla Kaya değil Mehmet Gazi'dir. Şimdiye kadar duyduklarımız ve bildiklerimiz eksikmiş. Değerli araştırmacıların belgeyi okumaları şu şekildedir.
      "Tuğralı ve yıpranmış olan belge Karahisar-ı Şarki sancağı Suşehri kazası Karacaviran köyünde bulunan Mehmed Gazi tarafından yaptırılmış camiye imam-hatip tayiniyle ilgili bir belgedir. Tarih kısmı gönderdiğiniz resimde kıvrıma denk geldiğinden okunamamaktadır. Belki kıvrımlar düzeltilip yeni bir fotoğraf alınırsa okunabilir.
      İkincisi yine Karahisar-ı Şarki sancağı Suşehri kazası Karacaviran köyü Kızıl yar mevkiinde bulunan 3 dönüm-i atik, bir dönüm yirmi evlek doksan altı arşın-ı ceditlik bir mirî tarlanın tapusudur Tarlanın önceki sahibi Ali oğlu Mustafa'dır. Onun ferağıyla yeni mutasarrıfı Müezzin oğlu Şerif bin Ömer'dir Tarihi ise 21 Mart 1328/3 Nisan 1912'dir. Taş üzerindeki kazıma kitabedense bu şekliyle bir şey çıkmamaktadır. Selam ve hürmetlerimle" Ömer Hakan Özalp

      "Selamlar Cemalettin Bey. Öncelikle belgeler net değil. Buna rağmen okuyabildiğim kadarını sizle paylaşayım. Bir ve ikinci belgeler el-gazi yazısı ve tuğrasından II. Abdülhamit dönemine ait fakat belgenin altında tam olarak tarih kısmı yıpranmış ve çıkmamış. Bu iki belgede Karahisar-ı Şarki Sancağına bağlı Suşehri kazasının Karacaviran köyünden bahsediyor. Ahaliden Mehmed Gazi bir kapılı hanı vakfettiğini....filan yazıyor. Belgeler net olmadığından ve çok yıprandığından tam okunamıyor.

      Üç ve dört nolu belgeler ise; Sultan Reşat dönemine ait bir tarla tapu senedidir. Livası: Şarki Karahisar. Kazası: Suşehri. Karyesi(Köyü): Karacaviran. Tarlanın önceki sahibi: İsa oğlu Mustafa. Şimdiki sahibi(mutasarrıfı): Müezzin oğlu sülalesinden Ömer in oğlu Şerif. Yıl: Rumi 1328(Miladi 1912 yılı). Tarlanın miktarı: Bir dönüm yirmi evlek doksan altı arşın "(cedid ) Ömer Faruk Dinçel.
 
 
 
      Bu okumalardan çıkan  MEHMET GAZİ ismi beni de şoke ediyor. Zira  konuyu araştırıyorum, ileri gelenlere, sülaledeki isimlere soruyorum, Mehmet Gaziyi zikreden olmuyor. Mehmed Gazi ile ilgili tahmiler aşada verilecektir.
 
      Beratın tamamının okunması gerekiyordu, Liseyi beraber okuduğumuz Osmanlı Rarihi üzerine eserleri bulunan Prf. Dr Fahri Unan imdadıma yetişti. Belgeleri gösterdiğimde memnuniyetle okuyacağını söyledi. Prf. Dr. Fahri Unan'ın Osmanlıca ve türkçeye sadeleştirilmiş okuması aşağıdadır.
 
 
                           (Sultan II. Abdulhamîd’in Tuğrası)
 
( Kara-hisâr-ı Şarkî Sancağı’na merbût Şu-şehri Kazâsı’na tâbi’ Karaca Vîrân Karyesi ….. ahâlîsi kayd olunarak kurb u civârında câmi’-i şerîf olmadığından (dolayı) salât-ı Cum’a kıldırıl[amadığından) ….  (karye-i mezbûre?) ahâlîsinden Mehmed Gâzî’nin karye-i mezkûrede müceddeden binâ ve inşâ eylediği mescid-i şerîfe minber vaz’ı (ile) salât-ı Cum’a ve gayrine izn-i hümâyûn-ı şâhânem erzân kılındığı hâlde (a)hâli-i merkûmeden Hasan bin Mehmed’in karye-i mezkûrede vâki’ ma’lûm(u’l-hudûd) bir bâb hânı vakfının hâsıl olan ücretinden senevî üç yüz elli guruş vazîfe ile hitâbet cihetinin bâ-berât-ı âlî-şân ta’yîni nümâyân olan mescid-i şerîf Mollâ Kaya’ya müceddeden tevcîhine dâ’ir vârid olan inhâ üzerine mu’âmele-i kalemiyyesi …….. …… olunan i’lâm mûcbince vâkıf-ı mûmâ-ileyhin karye-i mezkûrede vâki’ bir bâb hânı vakfının bir kıt’a vakfiyesinde hân-ı mezkûr ücretinden câmi-i şerîf-i mezkûrda hatîb olan kimesneye senevî üç yüz elli guruş vazîfe tahsîs eylediği musarrah olarak me’âli şer’-i şerîfe muvâfık ve kayd ve ihticâca lâyık görülmemiş olduğundan ….. kalemine kayd …. …. mescid-i şerîf-i mezkûre minber vaz’ olunarak ikâme-i salât-ı Cum’a ve gayrine izn-i hümâyûn-ı şâhânem erzânıyla zikr olunan hitâbet ciheti mûmâ-ileyh işbu râfi’-i tevkî’-i refî’ü’ş-şân-ı hâkânî Mehmed Râşid  zîde salâhuhûya bi’t-tevcîh ….da kayd ile yedine berât-ı şâhânem (verilmeğin) cânib-i Nezâret-i Evkâf-ı hümâyûnumdan bâ-telhîs lede’l-arz bin üç yüz altı senesi Zi’l-ka’desinin on dokuzuncu günü şeref-sünûh u sudûr eden hatt-ı hümâyûn-ı şevket-makrûn-ı şâhânem mûcebince hitâbet-i mezkûre mûmâ-ileyhe tevcîh olunmağın ……….. (yedine işbu fermân-ı şerîfi) verdim ve buyurdum ki, sâlifü’l-beyân hitâbet cihetine ber-mûceb-i vakfiyye senevî üç yüz elli guruş (vazîfeye) mutasarrıf olup edâ-yı hüsn-i hizmet eyleye. Tahrîren fi’l-yevmi’s-sâbi’ aşer amin-şehri Şa’bânı Şerîf sene (1306). [En Alttaki Matbû Yazı]:Evkâf-ı Hümâyûn Hazîne-i Celîlesine Husûs-ı Berât-ı  (Hümâyûn) Almak İçün Varakadır.

edinmişti. Karacaviran ismi daha sonra Karacaören olarak değiştirilmiştir. İlk kafilede 29 aileyle birlikte

                                   Belgenin sadeleştirilmiş okuması

Karahisar-ı Şarkî Sancağı’na bağlı Suşehri Kazâsı’na tâbi Karaca Vîrân Köyü muhâcir halkından olup ahâlîsi kaydolunarak yakınında ve civârında câmi’-i şerîf olmadığından dolayı, Cum’a namâzı kıldırılamadığından söz konusu köy ahâlîsinden Mehmed Gâzî adlı kişinin, adı geçen köyde yeni olarak binâ ve inşâ eylediği mescid-i şerîfe minber konularak Cum’a ve diğer vakit namazlarının kılınmasına tarafımdan izin verilmesi uygun görüldüğünden, belirtilen köy halkından Mehmed oğlu Hasan’ın söz konusu köyde bulunan sınırları belli bir adet hanına âit vakfın gelirinden hâsıl olan ücretten senelik 350 kuruş maaş ile hatiplik vazîfesinin pâdişâh berâtı ile belirlendiği mescid-i şerîfin Molla Kaya’ya yeni baştan tevcihine dâir çıkarılan yazı üzerine ilgili dâirede kayıtlı bulunan îlâm gereğince adı geçen hanın ücretinden söz konusu câmi’-i şerîfde hatîb olan kimseye senelik 350 kuruş maaş tahsis edildiği açıkça belirtilmiş olduğundan ve îlâmda belirtilen husus şer’-i şerîfe (hukûka) uygun görüldüğünden, tekrar kaydına ve delil istenmesine gerek görülmediğinden, durumun ilgili dâireye kayd ile, mezkûr mescide minber konularak Cum’a ve diğer vakit namazlarının edâsı husûsunda tarafımdan izin verilmesi uygun bulunduğundan, zikrolunan hatiplik vazîfesinin işbu fermânım gereğince Mehmed Râşid’e tevcîh edilmesi ve durumun ilgili dâireye kaydı ile eline berât-ı şâhânem verilmesi, Evkaf Nezâreti tarafından telhîsin arzından sonra 1306 senesi Zilkâde ayının 19. günü (17 Temmuuz 1889) çıkarılmış olan hatt-ı hümâyûn gereğince söz konusu hatiplik vazîfesinin işâret olunan kişiye (Mehmed Râşid) tevcih olunması konusunda kendisine işbu fermânı şerîfi verdim ve buyurdum ki, zikri geçen hatiplik vazîfesine vakfiye gereğince yıllık 350 kuruş maaş ile mutasarrıf olup vazîfesini güzel bir şekilde edâ eylesin. Bu berât, ,,,,, senesi Şâban ayının 17. günü yazıldı. (18 Nisan...) [Alttaki matbû ibâre.] Bu berât, Evkaf Nezâreti’nden Berât-ı Hümâyun alması için verilen yazıdır.  
      Değerli Hocamıza bu hizmetinden dolayı teşekkür ederim. Karacaören Köyünün ve ahalisinin isimlerinin geçtiği ilk belgenin okunabilen kısımların tamamı okunmuş oldu.
 
         
     BELGENİN 2 NCİ SÜPRİZİ MEHMED OĞLU HASAN VE MEHMED RAŞİD
 
 
      Belge bizlere süpriz yapmaya devam ediyor. Mehmed Gazi den sonra Bu sefer de  Mehmed oğlu Hasan karşımıza çıkıyor. Yazıya göre Mehmed Gazi Camiyi yaptırıyor,  Mehmed oğlu Hasan camiye bir han vakf ediyor, buradan elde edilecek gelirle caminin  hatip'ine yıllık 350 kuruş maaş verilmesi buyruluyor. ( o devirde 20 evlek tarlanın değeri 400 kuruş) Mehmed oğlu Hasan  ilk olarak burada geçiyor, Hasan'ın köyde veya başka bir yerde hanı varmıydı? köyde yaşayan insanlara soruyorum bilen yok. Mehmed oğlu Hasan'ın hangi sülaleden geldiğini yerel kaynaklardan tespit edemiyorum. Belgenin 1889 tarihiyle uyumlu köyde yaşamış Mehmet oğlu Hasan isimli 1 kişi var,1854 doğumlu  Hasan Arslan. Hasan Arslan  yörede Hasan pehlivan olarak bilinir, Suşehri- İmranlı yöresinde onun sırtını yere getiren bir başka babayiğit çıkmadığı söylenir. Köyün zengini ve ileri gelenlerindendir. bu veriler değerlendirildiğinde belgede geçen Mehmet oğlu Hasan bu zat olabilir.  Bir hanını  bağışlayıp gelirini cami hatibine tahsis eden Hasan pehlivan ve tüm ailesi 1939 Erzincan depreminde hayatlarını kaybetmişlerdir. Köyde Arslan soyadı ile yaşayan bir sülale yoktur.
      Belgenin diğer süpriz ismi Mehmed Raşid, Molla Kayadan sonraki caminin hatibi olarak bildiriliyor. Molla Kaya'nın Raşid isimli 1864 doğumlu oğlu vardır. Belgedeki 1889 tarihi itibariyle 25 yaşındadir. kendisine Molla Raşid- Reşid denilmektedir, Mehmed Raşid olarak hitap edildiği bilinmiyor.Burada geçen Mehmed Raşid'in Molla Reşit- Raşit olacağı muhtemeledir. Zira beratı getirenin Molla Kaya değil Molla Reşid olduğu da yöre halkınca söylenmektedir.
  
 
 
                                  BELGENİN EN BÜYÜK SÜPRİZİ
 
 
      Osmanlı belgesinin bence en büyük süprizi Molla Kaya'dır. İsmi kesin olarak belgede geçmektedir. Köyün ilk hatibidir, hatipliği için padişah fermanı çıkarılmıştır.  Yıllık 350 kuruş maaş bağlanmıştır. Yine bu okumalardan anlaşılacağı üzere yukarıda serüveni yazılan beratın istanbuldan alınıp getirilmesi gerçektir. Bu vasıftaki yazıların, belgelerin ancak İstanbul'dan verileceği bilinmektedir.    
         
     Cami beratını getiren, onu koruyan, bu hususta hassasiyet gösteren, Cami inşaatıyla bizzat ilgilenen sülale Molla Kaya sülalesidir. Muhtemelen belgede ismi geçen  Mehmet Gazi Molla Kaya'nın babası olabilir. Yaptığım araştırmalardan böyle olabileceğini tahmin ediyorum. 
      
      1877 Yılında göç ederek Karacaören'e gelen Molla Kaya'nın baba ismi kesin bilinmemektedir. (tahminen, Mehmet Gazi)  Eşlerinin adı Fatma ve Sultan' dır. 4 erkek çocuğu vardır. 1935 yılında çıkan soyadı kanununa göre Kaya soyadını Reşid almıştır, diğer kardeşler aşağıdaki değişik soyadlarını almışlardı.
 
     Osman   DAŞDAN       1854 doğumlu olup  23  yaşındaydı   
       Ahmet    KOÇYİĞİT    1859 doğumlu olup  18  yaşındaydı.
       Hasan    SEZGİN         1862 doğumlu olup  15  yaşındaydı.
       Reşid      KAYA            1864 doğumlu olup  13  yaşındaydı.

      Molla Kaya, köye geldiğinde en büyük oğlu 23 yaşındaydı, buna göre, oğlundan 20 yaş büyük olduğunu var sayarsak en az  43 yaşında olması gerekir. Yanında anne ve babasının da geldiğini düşünürsek toplam 11 nüfus ile köyde yaşamaya başladılar.

       Molla Kaya sülalesinin 11 kişilik nüfusu 2005 yılı itibariyle; Daşdan soyadıyla 35, Koçyiğit soyadıyla 52, Sezgin soyadıyla 60, Kaya soyadıyla ise 87 olmak üzere toplam 244 kişiye ulaşmıştır. Sülalede ölenlerin sayısı 43 dür.   

        Kuvvetle muhtemeldir ki Osman, Ahmet, Hasan ve Reşid kardeşler Mehmet Gazi'nin torunlarıdır.

         Değerli okuyucularım, Padişah II. Abdul Hamid  gönderdiği fermanında ne güzel buyurmuş :

"Çıkarılmış olan hattı hümayun gereğince söz konusu hatiplik vazifesinin işaret olunan kişiye tevcih olunması konusunda kendisine iş bu fermanı şerifi verdim ve buyurdum ki zikri geçen hatiplik vazifesine vakfiye gereğince yıllık 350 kuruş maaş ile mutasarrıf olup vazifesini GÜZEL BİR ŞEKİLDE EDA EYLESİN"

 

 

(I) Köyün kuruluşu olan 1877 den günümüze kadar geçen 133 yıllık tarihi itibariyle  beratın alınmasıyla ilgili yaygın kanaat budur. El gazi yazı  stiliyle yazılan bu çaptaki Padişah Tuğralı  belgelerin ancak İstanbulda yazılıp verildiği bilinmektedir.

(II) Belge orjinal olup   II. Abdülhamid tuğrası vardır. II Abdülhamid'in 1877-1909 arası saltanatı dönemindedir. Tarihi 17 Temmuz 1889 dur, Caminin sonradan yapılan tavan süslemesinde 1327 (1911) tarihi kazınmıştır.



Haber okunma sayısı: 4286



SIVAS
  • DOLAR
    TL
  • EURO
    TL
  • BİST
  • ALTIN
    TL
  • Listelenecek kayıt bulunamadı

  • Listelenecek kayıt bulunamadı